Mühendis, Telekomünikasyon, IP/MPLS, Mobil Pazarlama, Yakınsama, Android, Basketbol, Kandorlu

Çok Girişimci Görmüş Adamdan Girişimcilere Tavsiyeler

Posted: April 15th, 2012 | Author: | Filed under: Hayattan | Tags: , | 12 Comments »

Her ne kadar kendimi girişimci olarak tanımlamasam da küçük yaşlardan beri kendi çapımda birçoklarının olmadığı kadar iş dünyasının içinde oldum. İlkokulda bahçede futbol oynamak yerine büro yönettim, ortaokulda şantiye ama lisede ders çalıştım. Anadoluda birçok kobi ile iletişim halindeydim, onların duruşlarını gözlemledim. 2000li yıllarda krizleri, iflasları gördüm, bizzat etkilendim, gelecek planlarım değişti. Hatta hayata bakış açım bile değişti. Üniversitede bilişim teknolojilerine yöneldim. İstanbul’ a geldim telekomünikasyon sektöründe çalışmaya başladım. Farklı kültürleri tanıdım. Anadoluda üniversitelere gittim, öğrencilere eğitimler verdim. MBA yaptım. Bir STK ‘da gönüllü olarak çalıştım, kansere karşı savaşan insanları gördüm. Sosyal medya aracılığı ile internet sektörü, reklam, pr ajansları ve iş dünyasının profesyonelleri ile tanıştım, bir çok projenin doğuşuna ve gelişmesine şahit oldum. İnsanlarla fikirlerimi paylaştım. Kendi kuşağımın genç girişimcileri ile değerli vakitler geçirdim, yanlışlarına ve doğrularına şahit oldum.

Şimdi de bir anda esti, kendimce birşeyler yazmak istedim. Yazı yayınlandıktan sonra da zaman zaman güncellemeye ve maddeleri arttırmaya devam edeceğim. Sizler de yorum olarak destek verirseniz çok mutlu olurum.

İşte girişmeyen adamın girişimcilere tavsiyeleri …

Read the rest of this entry »


Holstee Manifestosu – Bu Senin Hayatın !

Posted: December 25th, 2011 | Author: | Filed under: Hayattan | Tags: , | No Comments »

Ekim ’11 ‘de paylaşmışım bu görseli. (http://twitpic.com/6ytrwl)  İlk kimde, nerede gördüğümü hatırlamıyorum. Araştırınca bunun Holstee Manifestosu olduğunu öğrendim. İlginç bir hikayesi var. Hayalleri ve tutkuları olan 3 insanın resesyon döneminde işsiz kalmasından sonra, bu manifestoyu yazması ile başlıyor. Bu organizasyon manifestonun t-shirt, kağıt gibi malzemelere alınan çıktılarının satılması ile ayakta. Tabi bu hareketin, tshirtler ya da eski işleri ile ilgili değil, hayattan ne istedikleri ile ilgili olduğunu söylüyorlar. Amaçları bu duruşu, bu düşünceyi yayabilmek. Kendilerine ve insanlara ne için yaşadıklarını hatırlatmak  istiyorlar. Sonuç olarak da ortaya çıkan Holstee Manifestosu olmuş. Daha detaylı bilgiyi bu adresten okuyabilirsiniz. Burada anlattığımdan daha ilginç bir hikaye var.

Normalde süslü sözlerden etkilenen ya da insanları süslü sözlerle etkilemeye çalışan biri değilim ancak bu manifesto ihtiyacı olan insanlar, kafası karışanlar için çok etkileyici, ilham verici.  Özgürlük ve tutku dolu. Huzur verici.

Aşağıda manifestoyu ve onun için çekilmiş güzel bir videoyu bulabilirsiniz. En aşağıda da Türkçe çevirisi var.

 

Türkçesi ise şöyle :

Bu senin HAYATIN
Sevdiğini yap ve sık sık yap.

Hoşlanmadığın birşey varsa, değiştir
İşini sevmiyorsan, bırak (ayrıl)
Yeterince vaktin yoksa, televizyon izlemeyi bırak.

Hayatının aşkını arıyorsan, dur!
Sevdiğin şeyleri yapmaya başladığında o seni bekliyor olacak.

Sürekli analiz yapmayı bırak, çok düşünme.
Hayat basittir.
BÜTÜN DUYGULAR GÜZELDİR
Yediğin zaman her lokman için şükret.

Zihnini, kollarını ve kalbini yeni şeylere ve yeni insanlara aç.
Farklılıklarımızla bir bütünüz.
İlk gördüğün insana tutkusunu, hayallerini sor ve kendi rüyanı da onlarla paylaş.

Sık sık gez, kaybolmak kendini bulmanı sağlayacaktır.
Bazı fırsatlar sadece bir defa gelir, sakın kaçırma.

Hayat,  tanıdığın insanlar ve onlarla yaptıklarından ibaret.
O yüzden çık dışarı ve birşeyler yap.

HAYAT KISA
Rüyanı yaşa, tutkularını giyin

 

 


Süper Kahraman Olabilmek

Posted: April 24th, 2011 | Author: | Filed under: Hayattan | Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | No Comments »

Hepimizin hayatının bir döneminde okuduğu, izledidiği, hayran olduğu süper kahramanlar olmuştur. Bunlar çoğu zaman hep insan üstü kuvvet ve yetenekleri ile anılmış olsalar da  aslında onları süper yapan yüksek ahlak ve  erdemleriydi. Beni her zaman çeken de bu yüksek karakterleri oldu.

Zeki ve lider olmaları, inançlarını onlara inananlara aktarabilmeleri, onlar için umut olabilmeleri. Zorluklar karşısında yılmamaları, asla vazgeçmemeleri ve hep ümitli olmaları.  Dostlarını ve  onlara inananları  yüzüstü bırakmamaları. Karakterlerinin bencillikten arınmış olması …

Zaten bu sebepledir ki çoğu yazar süperkahramanları bir nevi peygamber hatta tanrı (lord) olarak betimlemiştir. Süper kahraman mitiolojilerini incelerseniz buna benzer birçok ayrıntı göreceksiniz.

Benim en çok sevdiğim süperkahraman filmleri Smallville ya da Batman Begins gibi yapımlardır çünkü burada onların kahramanlık mertebesine erişme süreçleri ve ondan önceki hayatları anlatılır. Kahraman olmanın ne kadar zor olduğunu ve onların bu zorlu süreçlerden nasıl geçtiklerini,  ne acılar çektiklerini, ne kadar zor kararlar vermek zorunda kaldıkları anlatılır. Aslında bu kahramanlık hikayeleri hep büyük trajediler üzerine kurulmuştur. Onlar acı ile olgunlaşmışlardır.

Kahramanlar da doğru ile yanlışı ayıran uçurumun kenarına çok kez gelmiş ama bir şekilde doğru yolu bulmuşlardır. Bu geri dönülmez noktalarda en büyük yardımcıları onları daima destekleyen, insanüstü fiziksel güçleri olmasa da, yüksek erdem sahibi mentorları olmuştur. Örümcek Adam ‘ın Ben Amcası, Süpermen ‘in dünyadaki ailesi Jonathan ve Martha Kent, eşi gazeteci Lois Lane, onu koruyabilmek için terketmek zorunda kalmış aşıkları Chloe Sullivan ve Lana Lang, Batman ‘in aile dostu ve hizmetlisi Alfred Pennyworth, Doctor Who ‘nun yol arkadaşları gibi.

Birçok üstün yetenekli ise nefsine ve egosuna yenilmiş, kötü adam olmuşlardır.  Bizi iyi ve kötü yapan, aslında nasıl doğdumuz, bize neyin miras kaldığı,  kaderimiz değil, irademizle neler yaptığımızdır. Zor ama doğru olanı yapmaktan kaçmamak, sorumluluk alabilmektir.  İyi insan ya da kötü insan olmaktan ziyade doğruyu yapabilmek ya da yanlıştan kaçınabilmektir esas mesele.

Belki de en önemli özellikleri de;  süper kahramanlar  düşmanlarına her zaman son bir şans vermişlerdir. Onlara yanlışlardan dönebilmek ve doğruları yapmaya başlayabilmek için  fırsat sunmuşlardır.  Hata yapanlardan, kafası karman çorman olmuş, bocalayan dostlarından asla yüz çevirmemişlerdir. Daima onları kazanmaya çalışmışlardır. Dostlarından – onlar yardımı reddetseler  bile- hiç bir zaman vazgeçmemişlerdir.

Ne kurguda ne gerçek hayatta,  kimseyi sırf daha kolay geldiği için bir kenara atmamalıyız diye düşünüyorum. Farkında olanların, daha az farkında olanlara karşı sorumluluğudr bu.  İnsanların içinde küçücükte olsa bir iyilik ışığı kalmışsa eğer, o ışığı söndüren olmak yerine daha da büyüten olmak gerekir. Tabi söylemesi kolay ama zaten zor zamanlardaki tercihlerimizdir bizi kahramanan yapan.  Örümcek adam ‘ın akıl hocası Ben Amca’nın dediği gibi “With great power comes great responsibility” yani kabaca “büyük güçle birlikte büyük sorumluluk gelir”

Kendi adıma umutluyum çünkü süper kahraman olmak için gerekli ilk şartı zaten karşılıyormuşum. Buyrun burada :) İlerisini bilemem, bakıcaz görücez. Şimdilik çok da becerebildiğim söylenemez :)

Bu arada;

  • Süper kahraman olmakla ilgili biraz da komik şeyler okumak istiyorsanız buraya bakabilirsiniz.
  • Doctor Who ‘nun aşkı, yol arkadaşı Rose ‘u kaybedişini anlatan bir hayran videosu var. Müzik özellikle etkiliyeci, hikaye de öyle.
  • Smallville ‘de Clark Kent’in akıl hocası babası Jonathan ‘ı, onun sırrını korumaya çalışırken kalp krizi geçirmesi sonucu kaybetmesini anlatan bir video var.
  • Ve Peter Parker ‘ın Ben Amcasından aldığı o öğütle ilgili sahne ise burada ve onu dinlemediği için sonradan yüzleşmek zorunda kaldığı olay burada

 


Nasıl İyi Çay Demlenir ?

Posted: March 30th, 2011 | Author: | Filed under: Hayattan | Tags: , , , | 1 Comment »

Her demlediğim çaydan hep aynı derecede keyif aldığımı söyleyemem. Bu sebeple de merak ediyorum iyi çay nasıl demlenir diye ? Google’da aramalar yaptım çay demlemek ve iyi çay demlemek üzerine. Çeşitli cevaplar buldum. [1][2][3][4]

Özet olarak şu detaylar ön plana çıktı.

- Kullanacağımız her türlü malzeme (çay, su, çaydanlık vs.) kaliteli olacak.

- Çayın barındırılması ve çaydanlığın temizlenmesi ile ilgili kriterler var, yapılması gerekenler ve yapılmaması gerekenler var. Mesela;

Çay demliğinin metal olmaması ve deterjanla yıkanmaması gerekir. Demlik; toprak, porselen ya da cam olabilir. Gümüş bir çaydanlık kullanıyorsanız bunun içinin porselen olmasına özen gösterin

Çayı sıcak ve nemli ortamlardan uzak tutun. Kavanozda saklayın ancak uzun süre bekletmeden taze iken tüketin.

 

- Çay, asla bekletilmiş ya da soğuduktan sonra tekrar kaynatılmış su ile demlenmeyecek. Alt suyu kaynar-kaynamaz, çay demlenecek. Su kaynamadan ya da uzun uzun kaynadıktan sonra demlenen çaydan pek hayır gelmeyebilir. Suyumuz mineralce ve oksijence ne kadar zengin olursa, çayımız da o kadar lezzetli olacaktır.

- Demlemeden önce alt suyu hazırlarken çayınızı demliğe koymayın illaki koyacaksanız içine hafif su ekleyin. Dikkat edin yanmasın !


- Kimileri iyi bir teknik, kimileri de hatalı bir teknik olduğunu söylüyor ama alt suyu demliğe çok yüksek mesafeden boşaltmamak da fayda var. Çayı haşlamaktan kaçınmak lazım.

- Demleme süreleri çay türüne göre değişmekte. Ortalama olarak 5 dakika gibi söylense de aşağıdaki gibi detaylar da mevcut. Ayrıca kısık ateşte pişirilmesi tavsiye ediliyor.

Çayın demlenme süresi yabancı çaylarda 5-7 dakika Türk çaylarında 10-15 dakika olmalıdır

Demleme müddeti çayın cinsine ve içenin zevkine göre değişir, aromanın tam elde edilmesi için bu süre Türk çaylarında 20-25 dakikaya kadar çıkartılır, yabancı çaylarda ise 10-15 dakikayı aşmamalıdır.

- Çay / Su için 2 gr çay / 100 ml su deniliyor . Püüff ! Ölçmekle mi uğraşalım ? :D

- Çayı nasıl bir bardaktan içtiğimizin büyük önemi var. Porselen tercih edilmesi tavsiye ediliyor.

- Bir de demlendikten sonra çayın ömrü ortalama yarım saat(miş) Sonra çay bayatlar ki, bu midenizi rahatsız eder zaten tadı da zehir gibidir.

- Tadlandırmak için siyah çayın içine “kakula” bitkisi atılabilir. Soyulmuş badem gibi birşeydir. Ben denemedim ama deneyenler beğendiklerini söylerler. Sindirime de faydalıymış.

Afiyet olsun …

Not:

1. Eğer sizler de nasıl iyi çay demlenileceğini biliyorsanız, yorum bırakarak bizlerle paylaşabilirsiniz. Teşekkür ederiz :)
2. İki sene önce bu yazıyı 1B1F’de yayınlamıştım.  Şimdi de  bu kanaldan paylaşmak istedim.

 


Buharlı Makine İcat Edilmeseydi??

Posted: December 2nd, 2010 | Author: | Filed under: Eleştiri, Hayattan | Tags: , , , , , , | No Comments »

O değil de ..!

Şu buharlı makinalar icat edilmeseydi, sanayi devrimi yapılmasaydı, seri üretime geçilmez, üretim maliyetleri düşmez, üretilenleri satın alsınlar diye tüketim toplumu oluşturulmazdı.

Emperyalist devletler  zayıf devletlerin kaynaklarını sömürmez, savaşlar kazanılsın diye daha güçlü silahlar geliştirilmez, tüketim döngüsü devam etsin diye insanlar mala! döndürülmezdi.

Peki Dünya daha güzel bir yer olur muydu? İçine etmek insanoğlunun yapısında var yine bir yol bulunurdu.

Aşağıdaki videoyu seviyorum;