Sömürgecilik ve Nelson Mandela

Bugün karşılaştığımız hiç bir olayı siyahla beyazı ayırır gibi suçlu ve haklıya ayırmak kolay değil ve olayların ardından gelen dramatik sonuçları gözlemlemek de şaşırtıcı oluyor. Buharlı makina icat edilmeseydi , sanayi devrimi yapılmasaydı, seri üretime geçilmez, üretim maliyetleri düşmez, üretilenleri satın alsınlar diye tüketim toplumu oluşturulmazdı. Emperyalist devletler  zayıf devletlerin kaynaklarını sömürmez, savaşlar kazanılsın diye daha güçlü silahlar geliştirilmez, tüketim döngüsü devam etsin diye insanlar tüketim canavarlarına döndürülmezdi.

Sanayi devriminden sonra yeni bir boyut kazanan sömürgecilik yeni süper güçler ve  yeni sömürgeler oluşturdu. Devamlılık sağlanabilmesi için sömürge devletler üretiyor, reklam yapıyor ve satıyor sonra daha fazla satmak ve daha ucuz kaynağa erişebilmek için gerekirse kan dökerek yeni coğrafyalara açılıyor. Teknoloji geliştiriyor, ürün, promosyon, satış kanalları gibi unsurlarını daha verimli hale getirip, daha karlı hale geliyorlar. Nihayetinde daha güçleniyorlar.

Geri kalan devletler ise topraklarını önde gidenlere açıyor, sıcak para, yatırım, istihdam artışı ve teknoloji transferi sağlamaya çalışıyorlar. Eğer kendi iç dinamiklerindeki problemleri çözebilir, dış müdahalelere karşı güçlü durabilir, üretimi ve/veya inovasyonu arttırıcı adımlar atabilirlerse bu kazandıklarını değerlendirerek,  çok çalışarak arayı kapatabiliyorlar, en azından kendi topraklarında refahı arttırabiliyorlar. Tabi ilk şart yabancıları içeri almak ve kaynakları ortak kullanmak. Böyle davrandıkları için devlet başkanlarını kahraman mı ilan edersiniz yoksa hain mi? Recep Tayyip ERDOĞAN “Ben ülkemi pazarlamakla mükellefim” dediğinde çok tepki çekmişti.

Afrika ‘nın hikayesi daha derin. Asırlardır birçok medeniyet bu topraklara gözünü dikti.. Kıtanın insanları çok ağır bedeller ödediler. Çoğunluk oldukları topraklarda sömürüldüler. Sömürü sadece ekonomi boyutunda değildi. Afrika ‘da kültürel sömürü insanlık dışı noktalara ulaştı. Siyahlar siyahlıklarından utandı, melezler genlerinde beyazlık var diye kendileri gurur duymaya başladılar, zaten bir melez statu anlamında siyahtan üstün tutuldu. Melezler Avrupa ‘da, Amerika ‘da eğitim alma şansını yakaladılar, saf siyahlar Afrika ‘da sefaletle mücadele etmeye devam etti. Son yıllarda Türkiye dahil birçok ülke kazan-kazan-kazandır modeli ile Afrika’ya yatırım yapıyor ancak bu noktaya gelinene kadar çok mücadeleler verildi, kan ve gözyaşı döküldü.

Benzer bir özgürleşme ve yükselme çabası Güney Afrika’da yaşandı; 1993 yılının sonunda Nobel Barış Ödülüne layık görülen, takip eden yıl Güney Afrika ‘nın ilk gerçek demokratik hükümetinin başkanı olan Nelson Mandela bu hikayenin baş kahramanı. Onlarca yıl Afrika’nın geri kalmışlığına ve ırkçılığa karşı mücadele veren ve bu uğurda 30 yıl hapishanede yatan Mandela 1994 yılında ülkesinin ilk siyah devlet başkanı seçildi.

1918 doğumlu Mandela, 1993 yılında 75. doğumgünü partisini organize etmesi için Amerikalı bir iş adamından yardım istedi. O sıralar Güney Afrika ‘nın siyasi kaderi belirsizliğini koruyordu. Mandela, Afrikal Ulusal Konseyi (ANC) hükümetinin kurulması için anahtar bir rol üstlenmişti. Bu hiç de alışılmamış cesur planda Güney Afrika ‘nın hem eski rejiminin hem de farklı ırklardan ve siyasi partilerden liderlerin bir araya gelmesini öngörülüyordu. 45 yıldan beri süre gelen ırkçı ve ayrımcı politikaların yarattığı nefret ve sebep olduğu kanlı savaştan sonra batılı ülkeler böyle bir hükümetin başarılı olabileceğini hiç beklemiyorlardı. Mandela, bu yeni hükümetin ayakta kalabilmesi ve halkın refaha kavuşabilmesi için batı ülkelerinin diplomatik, kültürel ve daha da önemlisi ekonomik desteğine ihtiyacı olduğunun farkındaydı. Yeni Güney Afrika devletinin vizyonunu anlatmak, destek aramak ve ülkesi ile ilgili mevcut görüşleri değiştirmek için Amerika ‘yı ziyaret etti. Doğumgünü partisi vesilesi ile iş dünyasının bazı liderleriyle de özel görüşmeler yaptı.

Onlara şöyle seslendi:

“Sadece maddi anlamda değil, aynı zamanda itibarınız ve inançlarınız ile de ülkeme yatırım yapmanız için sizleri davet etmek üzere Amerika’ya geldim. Hikayemizi tüm dost ülkelere ve tanıdıklarınıza anlatmanız ve ülkemizin gelecek vaad ettiği fikrini yaymanız için sizleri ülkemize davet ediyorum. Genç insanlarımızın hayallerinin gerçekleşme umudunu kaybetmemelerine yardımcı olmanız için sizleri davet ediyorum”

İnsanları için mücadele veren, 30 yıl hapis yatan, işkence gören, sonra topraklarına barış ve nispeten refah getiren Nelson Mandela ‘yı ülkesinin kanını batılı vampirlere peşkeş çekmekle mi suçlardınız? Batı’nın Afrika’ yı cetvelle çizer gibi parçalara ayırmasına destek olduğunu söyler miydiniz?  Yoksa verdiği mücadeleyi takdir mi ederdiniz?  Bugün karşılaştığımız hiç bir olayı siyahla beyazı ayırır gibi suçlu ve haklıya ayırmak kolay değil ve yapacağımız tek şey -belki de- olayların ardından gelen dramatik sonuçları gözlemlemek., insanlık için iyi dilekte bulunmak.

Güncelleme: Güney Afrikalı ayrımcılık karşıtı aktivist ve Güney Afrika Cumhuriyeti’nin ilk siyahî devlet başkanı Nelson Rolihlahla Mandela, 05 Aralık 2013 tarihinde vefat etti. Akciğer enfeksiyonu nedeniyle 8 Haziran’da hastaneye kaldırılan Mandela, 1 Eylül’de taburcu edilerek evine gönderilmişti. Güney Afrika Devlet Başkanı Jacob Zuma, devlet televizyonundan yaptığı açıklamada, Mandela’nın, evinde “huzur içinde” yaşamını yitirdiğini belirtti.

3 thoughts on “Sömürgecilik ve Nelson Mandela

  1. güneydoguda sömürge altında değil mi? Türkiyenin sömürgesi altında biraz daha kurcaladıgında batılı devletler çıkıyor. Bunları neden görmüyorsunuz? Bence ilk önce kendi ülkesinde ki sorunları araştırmalı , popüler olan olayları değil. Kaleminize sağlık güzel bi yazı olmuş.

    1. Sizin gibi anlayışlı insanların var olması , bu ülkede bir umud doguyor. Bir kürt olarak söylüyorum bunu , ben teşekkür ederim.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *