iPhone 5 ‘in varlığı ya da ne zaman piyasaya çıkacağı henüz duyurulmamış olsa da Apple her zaman olduğu gibi spekülatif yöntemler ile ürüne ve markaya olan ilgiyi en yüksek seviyede tutmaya devam ediyor.
Son gelen haber çok ilginç. İddia edildiğine göre iPhone 5 kavisli, yuvarlak ve camdan yapılma bir kapağa sahip olacak. Bunun için yaklaşık 200 tane cam kesme makinası alınmış ve bu camdan kapağı yapabilmeleri için taşeronlarına dağıtılmış.
Makinaların yatırım maliyetleri çok yüksek olduğu için bu cihazların finansmanını Apple kendisi yapmak zorunda kalmış.
Cam dilimleme makinaları şu anda test aşamasında ve testler sonucunda istenilen verime ulaşıldığı anda cam kapaklar için seri üretime başlanılacak.
Bakalım iPhone 4 ile geçmişte sahip olduğu ilgiyi yavaş yavaş kaybetmeye başlayan Apple, 5 serisi ile bu ilgiyi yeniden kazanabilecek mi?
Biliyorsunuz AT&T firması Apple ‘ın iPhone ürününün Amerika’daki tek kontratlı satıcısı. Bu cihazın Amerika ‘da ulaştığı müthiş satış rakamları sayesinde Amerikalı operatör çok para kazanmış olsa da, aynı zamanda ciddi problemler de yaşıyor.
Geçtiğimiz sene iki arkadaşım LTE ile ilgili çalışmaları sebebiyle Amerika’daydı. Oturdukları mekanda Napervilleli gençler ile konuşmuşlar. İstisnasız her genç AT&T ‘in data performansından şikayetçiymiş. iPhone’ un çok yayılmasından sonra bir anda fırlayan mobil data kullanımı karşısında AT&T networkü yetersiz kaldı.
Hukusal açıdan da AT&T, iPhone kullanıcıları ile karşı karşıya geldi. 2009 yılında açılan bir davada AT&T kanuni olmayan bir şekilde data kullanımından vergi almakla suçlandı. Mahkeme sonucunda AT&T başvuran kullanıcılarına farklı geri ödemeyi kabul etti.
AT&T ciddi anlamda kötü bir üne sahipken ardından yeni bir olay daha patlak verdi. İddiaya göre Amerikalı operatör iPhone kullanıcılarından daha fazla ücret alıyor. AT&T bu ücretlendirme sonucunda yaklaşık 20 milyon iPhone ve iPad kullanıcısından ayda 10-15 $ daha fazla kazanıyor bazen bu rakam yüzde 300lük bir orana erişebiliyor.
Avukatlar bu sonuca yaptırdıkları testler sonucunda ulaşmışlar. Yeni alınmış bir iPhone ‘da mobil data kullanımı yapacak bütün uygulamarı kapattıktan sonra 2 hafta boyunca hiç kullanmadan bırakmışlar ve ay sonunda faturada 35 farklı işlem için ücret alındığı görülmüş.
AT&T ise iddianın asılsız olduğunu söyledi. Yaptıkları açıklamaya göre bu data kullanımı işletim sisteminin arkaplanda çalıştırdığı işlemlerden kaynaklanıyor ve bunlardan ücret alınması yasa dışı değil.
Olay AT&T ‘nin açıkladığı gibi de olabilir ancak zaten imajı kötü durumdayken bir de böyle bir iddia ile karşı karşıya kalmak Amerikalı operatör için hiç de iyi olmadı. Verilecek karara göre şirket müşterilerine yeniden bir ödeme yapmak zorunda kalabilir.
Geçtiğimiz hafta çarşamba günü Zarakol ‘un düzenlediği Sony Ericsson’ un Xperia ARC modelinin blogger lansmanına katıldım. S.E tayfası için yorucu bir günün akşamıydı çünkü Kanyon ‘un altında kurulan deneyim alanında o gün yapacakları 3. lansman etkinliğiydi.
Etkinlikte ajansın davetlisi blogcuların yanı sıra, Sony Ericsson Türkiye Pazarlama müdürü Didem Usluer Özel, Sony Ericsson Güneydoğu Avrupa ve Akdeniz Bölgesi Genel Müdürü Yannis Ghikas ve Sony Ericsson EMEA Başkanı Herve Fontaine de vardı. Didem Hanım ‘ın yanısıra Yunan Müdür de telefonla ilgili heyecanını bizlerle paylaştı. Açıkcası şirketin böyle önemli isimlerinin Türkiye ‘ye o günki lansman serisi için gelmiş olması beni şaşırttı. Bu adresteki yazıda sabah yapılan basın lansmanındaki detaylara ve kendileri ile yapılmış röportaja erişebilirsiniz.
Daveti ilk aldığımda bir alışveriş merkezinin alt katında, meydan alanında toplanılacak olmasını biraz yadırgamıştım ama itiraf etmek gerekirse kurulan deneyim alanı daha lüks ve şık bir mekanda yapılabilecek bir etkinliğe kıyasla daha samimi ve eğlenceli bir ortam oluşmasını sağlamış. Blog yazarları standlarda kurulan ürünleri test etti ve keyifli anlar geçirdi. Aşağıdaki videoda Fundalina ve GFK ‘nın Xperia ARC deneyimine şahit olabilirsiniz
Didem Hanım, Xperia ARC üzerinde bulunan bir sunumu, telefonun HDMI çıkışından televizyona yansıtarak bizlere ürünü tanıttı. Bir parçasını aşağıdaki videodan izleyebilirsiniz.
Gecenin sonunda bir yarışma düzenlendi ve yazarlar deneyim alanında Xperia ARC’lar üzerinde Need For Speed oyunu oynamaya davet edildi. Kazananın ödülü bir adet Xperia ARC telefon olacaktı. Çekişmeli mücadeleyi uzun süre Cihan önde götürmüş olsa da son anda atak yapan Mustafa yarışmayı kazandı ve ödülün sahibi oldu. Kendi yazısında bu heyecanı okumanızı tavsiye ederim
Xperia Arc Hakkında Düşüncelerim
Genel olarak telefon ile ilgili düşüncelerim olumlu. Bir kere ince, sade bir tasarımı var. Yani fonksiyonel faydasının yanısıra, duygusal ve sembolik fayda da sağlıyor. Şık bir aksesuar olarak da yanınızda taşıyabilirsiniz.
Üzerinde Android 2.3 Gingerbread koşuyor. Xperia serisinin önceki modellerinde büyük problemlerden bir tanesi üzerlerinde eski sürüm Android koşması ve yeni sürüm güncellemelerinin çok geç çıkmasıydı. Açıkcası ciddi bir mağduriyete sebep oluyordu. Ancak durum değişmiş ve Sony Ericsson androidli telefonlarına ciddi bir yatırım yapmış. Artık Xperia kullanıcıları versiyon problemleri yaşamayacaklar.
Android telefonlarında en çok şikayet ettiğim konu batarya ömrüydü. Xperia ARC ‘da hem gingerbread hem de kullandıkları Bravia Engine sayesinde bu konuda ciddi ilerleme kaydetmişler. Zaten Sony Ericsson telefonlar rakiplerine göre batarya ömrü konusunda nispeten iyi durumda olan cihazlar üretiyor. Didem Hanımla yaptığımız kayıtdışı bir sohbette Xperia ARC bütün özellikleri (synch, 3G, GPS vs) açık vaziyette iken sabah 6′dan gece 12 ‘ye kadar dayandığını söyledi ki bence tatmin edici bir süre. Kullanmadığınız özellikleri kapattığınızda ise şarj sıkıntısı çekmeden telefonunuzu kullanabileceksiniz. Yani iPhone ile ara kapatılmış gibi görünüyor.
Cihazın performansı konusunda kısa sürede çok fazla fikir sahibi olamadım ancak test edip görmek isterim. Detaylı teknik incelemeleri bu iki yazıdan okuyabilirsiniz. [1][2]
Cihazın kontratsız satış fiyat 1200-1300 TL civarında düşünülüyor. Yetkililerin verdikleri bilgilere göre Xperia Arc, ilk kez ve sadece Turkcell İletişim Merkezleri’nde ve Turkcell’in anlaşmalı olduğu zincir mağazalarda internet paketiyle birlikte taksitli olarak ayda 67 TL’den başlayan fiyatlarla sunulacak. Yani gayet makul bir fiyatı var.
Bu güzel etkinlik için Sony Ericsson ve Zarakol İletişim’e çok teşekkür ediyorum.
Android telefonu kullandığımı ve bir android sever olduğumu belirterek bu yazıya başlamak istiyorum. Gün geçmiyor ki Android ‘de bir güvenlik açığından daha bahsedilmiyor olsun …
Bu sefer de Alman bir araştırma grubu Android işletim sistemli telefonlarda ciddi bir güvenlik açığı bulmuş ve bu açık neredeyse bütün Android telefonlarında mevcutmuş. (%99.7) Söylenilene göre kablosuz bağlantı kurulurken verilen bir açık yüzünden hackerlar bilgilerinizi ele geçirebiliyorlar. Daha sonra bu bilgiler ile Google Calendar, Kişiler ve diğer bazı uygulamalarınıza erişebiliyorlar.
Yazılım güvenliği konusunda bilgisi olan biri değilim ancak söylenildiğine göre bu keşfedilmesi hiç de zor olmayan bir açıkmış. Android 2.3.3 öncesi sürümlerde mevcut ve hesabınızın ve bilgilerinizin, Google serverlarındaki ile eşleştirildiği, karşılaştırılıp onaylandığı süreçte çalışan bir protokoldeki bir zaafdan kaynaklanıyor. Aslında olay bu süreçte kullanılan güvenlik şifresi (authToken) ile ilgili. Bu bilgi açık şifresiz ağlarda şifrelenmeden gönderilen HTTP bağlantılarında, hackerların sizin hesapınızla ilgili bilgiye kolayca erişebilmesini sağlıyor ve üstüne üstlük bu token haftalarca kullanılabiliyor. Bu da hackerların bilgilerinize uzun süre erişimi demek. Bu durumda sstedikleri gibi google kişilerinizi silebilir ya da her hangi bir google uygulamasında size ait bilgileri değiştirebilirler. Bu açık google clientlogin protokolünü kullanan bütün uygulamalar için geçerli.
Google tarafından yapılan açıklamaya göre bu hata 2.3.4 sürümünde düzeltiliyor ve Picasa dışında bütün uygulamalar için bu tehdit ortadan kalkıyor. Tabi yeni bir açık bulunmazsa.
Şu aşamada tavsiye edilen şifrelenmemiş kablosuz ağları kullanmamanız ve android telefonlarınızla internete bu ağlardan çıkmamanız. Eğer kullanma zorunluluğunuz varsa bile bu ağda bulunduğunuz sürece “snych” fonksiyonunu kapalı tutmanız.
Duymuşsunuzdur ya da bizzat yaşıyorsunuz; Bugün mobil teknolojiler internetin en büyük itici güçlerinden biri olma yolunda. Dünya üzerinde 1 milyardan fazla insan internete cep telefonu ile bağlanıyor, mobil servislerden faydalanıyor. Mobil cihazlardan internet erişimi çok yakında PC’yi geçicek. Her ne kadar mevcut teknoloji ile hayatımızı kolaylaştırdığımızı düşünsek de aslında tam bir teknoloji kaosu içinde yaşıyoruz ve gözardı ettiğimiz sıkıntılar yaşıyoruz. Kullandığımız cihazların pil ömürlerinden tutun, hızlı internetin performans ve kapsama problemlerine ya da bu bu cihazların can sıkıcı reklam paratoneri haline dönmesine kadar bir çok problem var. Mobil teknoloji devriminin ilk evrelerinin sancıları çekiyoruz aslında.
2015-2020 yıllarında insanların büyük bir çoğunluğunun internete çıktığı arayüz ev veya ofislerindeki bilgisayarlar değil, ceplerindeki akıllı telefonlar olacak. Daha ileride ise sürdükleri araba ya da izledikleri televizyon onlara interneti tüm sundukları ile en rahat şekilde kullanmalarına imkan verecek platformlar haline dönüşecek. Bu geleceği bize yakınlaştıran ya da uzaklaştıran kabaca iki önemli faktör olduğunu düşünüyorum.
Birincisi teknoloji ile arası iyi olmayan Babyboomerlar ve henüz ekonomik özgürlüğü olmayan Z kuşağı. İkincisi ise aslında altyapıdan sorumlu olan operatör ve vendörlerin buna tam olarak hazır olmamaları.
2. Dünya savaşı sonrası yeni dünyada Babyboomerlar yer yüzüne çıktıkları ilk andan itibaren talebi yönlendiren kuşak oldular. Onlar evlenince, çocuk sahibi olunca ihtiyaç duydukları ürün ve hizmetler talep patlaması yaşadı. Yaşlanmaya başladıklarında anti-aging ürünleri patlama yaşadı. Ancak babyboomerların teknoloji ile araları hiçbirzaman iyi olmadı. Onlar arz-talep dengesinin en birinci değişkeni olmaya devam ettiği sürece, dünyada internet/yakınsama devrimi yapmak pek mümkün görünmüyor.
Diğer yandan Z kuşağı teknolojinin içinde büyüyor, her türlü yeniliğe açık ancak henüz satın alma kararlarını kendileri vermiyorlar ya da en azından satın aldıklarının parasını onlar ödemiyorlar. 10-15 sene sonra iş dünyasına adım atacaklar ve birçok şeyin daha hızlı gelişmesini sağlayacaklar. Aşağıdaki görseli aldığım yazıyı okursanız Z kuşağının beklenen etkilerini daha kolay anlayabileceksiniz.
Teknoloji devrimini mümkün kılmayan sadece demografik sebepler değil. İkinci ana sebep ise bu teknoloji altyapısını kuracak ve işleticek olan şirketler. Bakmayın siz teknoloji şirketlerinin fuarlarda yaptıkları şaşalı sunumlara, yayınladıkları bültenlere, makaleler, yaptıkları reklamlara. Şu anda ne vendorlar ne de operatörler böyle bir devrimin altyapısını kurmaya tam olarak hazır değiller. Şu anda ne teknik olarak sorunsuz çalışan sistemler mevcut ne de yapılacak yatırımların geri dönüşü sağlayabilecek iş planları var. Bizi gerçekten rahata kavuşturacak, filmlerde gördüğümüz geleceği yaşatacak teknolojilerin ticarileşmesi ve son kullanıcıya sunulabilir hale gelebilmesi için yaklaşık 10 seneye ihtiyaç var. Ciddi risklerle birlikte gelicek. Tam olarak olgunlaşması da bir o kadar sürecektir.
Yani teknoloji devrimine şahit olabilmek için bir süre daha beklemek zorundayız.